İçeriğe geç
7 Kapı

Mudurnu’nun esnaf geleneği

Ahilik

Ahilik; emeği, ustalığı ve misafiri kutsal sayan, sekiz asırlık bir esnaf kardeşliğidir. Mudurnu’da bu gelenek hâlâ yaşıyor: her cuma çarşıda esnaf duası okunuyor, yeni dükkânlar duayla açılıyor. 7 Kapı da ölçüsünü bu mirastan alıyor.

“Ahi” ne demek?

Sözcüğün kökeni üzerine iki görüş vardır. Birine göre Türkçede “eli açık, cömert” anlamına gelen “akı” kelimesinden gelir; ötekine göre Arapçada “kardeşim” demek olan “ahî” sözcüğüdür (kardeşler: ıhve). Vurgu ikinci hecededir; ilk hece hem kısa hem uzun okunur, “kardeş” anlamındaki kullanımda kısadır.

Ahilik, 13. yüzyılda Ahi Evren (Ahi Evran) önderliğinde Anadolu’da teşkilatlanan bir esnaf ve zanaatkâr kardeşliğidir. Fütüvvet denilen yiğitlik ve cömertlik ahlâkını iş hayatıyla birleştirdi: Ahiler topluma hizmeti amaç edindi, yiğitliği ve cömertliği yüceltti, çalışmayı ibadet saydı. Selçuklu toplumuna mayasını katan, Osmanlı’nın temeline ilk harcı koyan bu gelenek, sekiz yüz yıldır “akıl, bilim, ahlâk ve çalışma” kapısı olarak anılır.

Teşkilatın kurallarını anlatan fütüvvetnamelere göre Ahi olacak kişi silah kullanmayı bilmeli, çıraklıktan yetişmiş ve iyi eğitim almış olmalı, kalbi temiz olmalıydı; yola şerbet içilerek ve şahadet getirilerek girilirdi. Vakıflar kuran Ahiler, gelirleriyle şehirlerden köylere, ıssız yollara kadar zaviyeler açtı. Bu yapılar hem birer kültür ocağı hem de yolcuların sığınıp ağırlandığı konuk evleriydi.

Osmanlı’nın kuruluş ve yayılma çağında Anadolu’dan Balkanlar’a ve Kırım’a uzanan Ahilik, zamanla esnafı, zanaatkârı ve bütün meslek erbabını kucakladı. 14. yüzyılda Anadolu’yu gezen İbn Battuta, uğradığı her şehirde, kasabada ve köyde Ahilere rastladığını, yapılanmalarının dünyada bir eşi olmadığını yazar.

Koyu zemin üzerinde yan yana beş başlık: Kadirî tacı, Halvetî tacı, Ahi külahı, kalpak ve fötr şapka; altında “Köklerinden gelen bir duruş” yazısı.
Tekke taclarından Ahi külahına, kalpaktan fötre: köklerinden gelen bir duruş.

Anadolu’nun dört zümresi

15. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserinde 13. yüzyıl Anadolu’sunda göçle gelenlerin oluşturduğu toplulukları dört zümrede toplar. Adlarındaki “Rûm”, Bizans’ın, yani Doğu Roma’nın eski toprakları olan Anadolu demektir.

I

Gaziyân-ı Rûm

Anadolu gazileri

Taş duvarlı bir bahçede beş kişilik siyah-beyaz grup portresi: önde sandalyelerde üniformalı bir subay, askerî ceketli ve başı sarılı genç bir kadın ile püsküllü başlıklı bir adam; arkada ayakta kalpaklı iki adam.
Mudurnu, 20. yüzyılın ilk yarısı. Cam negatiften.

Âşıkpaşazâde’nin “Gaziyân-ı Rûm” dediği, başka kaynaklarda alp ya da alperen diye anılan bu topluluk, İslamiyet’ten önce de bütün Türk dünyasında bilinen köklü bir teşkilattır. Eski alplik geleneği, Türklerin İslam’ı kabulünden sonra alperenliğe ve gaziliğe dönüştü. Türkmen gaziler Osmanlı’ya hizmet ederken Rumeli’nin fethini ve iskânını kolaylaştırdı; seferlerde başarı gösterenler tımar sahibi olup devlete hizmeti sürdürdü.

Mudurnu’nun Osmanlı’ya katılışı da bu hikâyenin parçasıdır. Anlatıldığına göre Osman Bey 1307 dolaylarında Mudurnu yakınlarına geldi; bölgeyi iyi tanıyan Gazi Samsa Çavuş’la birlikte Mudurnu’yu, Göynük’ü ve Taraklı’yı aldı, Mudurnu’nun idaresini de Samsa Çavuş’a bıraktı. Bugünkü Çavuşderesi ve Samsaçavuş köyleri, adlarını onunla birlikte gelip bölgeye yerleşen topluluktan alır.

Bu tarihten sonra Ahiler ve Bacılar, eğitimden ticarete, zanaattan edebe, inançtan siyasete Mudurnu’da yeni bir hayatın kurulmasına öncülük etti ve bu geleneği bugüne taşıdı.

II

Ahiyân-ı Rûm

Anadolu Ahileri

Dört zümrenin çarşıdaki yüzü Ahilerdir: aynı çarşıda çalışan, birbirine kefil olan, çırağını ustasının yanında yetiştiren esnaf ve zanaatkârlar. Ahi zaviyeleri hem meslek ocağı hem misafirhaneydi; yolcuyu karşılamak, doyurmak ve korumak Ahiliğin en çok anılan erdemlerindendi.

Mudurnu, bu geleneğin canlı kaldığı yerlerden biridir. İbn Battuta 1333–34 kışında kasabaya vardığında bir Ahi zaviyesine indi; anlattıklarından o yıllarda Mudurnu’da ve yakınında en az iki tekke bulunduğu anlaşılır. Arasta’daki Mudurnu Ahiler Müzesi ve her cuma okunan esnaf duası, bu mirasın bugünkü izleridir.

III

Abdalân-ı Rûm

Anadolu abdalları

13. yüzyılda Orta Asya’daki Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelen şeyhlere, dervişlere, mürşitlere, şairlere, âşıklara ve gezginlere Abdalân-ı Rûm, yani Anadolu abdalları denir. Abdallar kırsalda yaşayan insanlara Türkçe şiirle, deyişle ve sazla seslendi; kadını, erkeği, çocuğuyla kalabalık topluluklar hâlinde yollara düşüp gönül kapılarını çaldı.

Sünnetçilik, demircilik, kalaycılık, nalbantlık, kazancılık, elekçilik, sepetçilik, devecilik, davulculuk, çalgıcılık ve hikâyecilik gibi işlerle geçinen abdallar, gittikleri yerde hem örnek hem ahenk oldu. Kılık kıyafete, zenginliğe, makama ve dünya malına aldırmadılar; düsturları şuydu: “Abdal bağıra bağıra gelmez; benlik, kimlik davası güderek yürümez; kimlikten kinlik üretmez.” Abdallık, bu kaygılardan arınmış bir gönül işi, “ölmeden önce ölmek” diye anlatılan manevi bir duruştur.

İbn Battuta’yı Mudurnu yolunda karlı dağdan kurtaranlar da böyle bir tekkenin dervişleriydi: o cuma gecesi köylüler tekkeye yemek taşımış, sabaha kadar zikir edilmişti.

Biz Urum abdallarıyızMaksûdumuz yârdır bizimGeçtik zînet Kâbe’sindenGencînemiz erdir bizim
— Abdalân-ı Rûm nefesinden

IV

Bacıyân-ı Rûm

Anadolu bacıları

Ahşap kapılı bir evin sundurmasında üç kadın: ikisi uzun palto ve başlıkla ayakta duruyor, ortadaki koyu elbiseli kadın sandalyede oturuyor.
Mudurnu, 20. yüzyılın ilk yarısı. Cam negatiften.

Eski Türk toplumlarında ülkeyi kağan ile hatun birlikte yönetirdi; kadın ve erkek göğün ve yerin evlatları sayılır, biri olmadan ötekinin olmayacağına inanılırdı. Orhun Yazıtları’nda, Kutadgu Bilig’de, Dîvânu Lugâti’t-Türk’te, Dede Korkut hikâyelerinde ve Oğuznamelerde kadın alplerden sıkça söz edilir. Bu anlayış İslamiyet’ten sonra da sürdü; kadınlar bilimde, sanatta, eğitimde ve üretimde var olmaya devam etti.

Dönemin önemli âlimlerinden Evhadüddîn Kirmânî’nin kızı ve Ahi Evren’in eşi Fatma Bacı, Kayserili kadınlarla birlikte Bacıyân-ı Rûm teşkilatını kurdu. Dokumacılık, dikiş, örgü, çamaşırcılık, tekkelere gelen konukların ağırlanması, yemek ve askerin giydirilmesi gibi işleri üstlenen kadınlar, toplumsal hayatın, ekonominin ve dayanışmanın bir yarısını taşıdı. Fatma Bacı bilgisi, tasavvuf ehli oluşu, becerisi ve girişimciliğiyle diğer kadınlara yol gösterdi.

İbn Battuta, Anadolu kadınlarını başka ülkelerdekilerle karşılaştırırken şaşkınlığını gizlemez: at sürerler, pazarlarda alışverişin ön saflarında yer alırlar. Bu gelenek Mudurnu’da da sürdü. Kasabanın, kadınların kendi ürettiklerini satabildiği ayrı bir “kadınlar pazarı” vardı; köyden ve kentten gelen kadınlar buraya yiyecek, dokuma ve oya getirip satardı.

16. yüzyılda iğne üretimiyle ün salan Mudurnu’da kadınlar, kendi yetiştirip boyadıkları ipeklerle iğne oyasını zanaattan sanata taşıdı. Örtü, fes ve mendil gibi gündelik eşyaların yanı sıra kına gecelerinde gelinin ve arkadaşlarının taktığı, yaban güllerinden esinlenen gelin tacı, Mudurnu’ya özgü bir süs olarak bilinir.

Esnaf duası

Mudurnu’da “cuma duası” ya da “esnaf duası” denilen gelenek, anlatıldığına göre 14. yüzyılın başlarından beri yaşıyor. Her cuma, cuma salası verildikten sonra Demirciler Çarşısı’nda ve Orta Çarşı’da esnaf dükkânlarının önünde toplanır, hocanın okuduğu duaya “âmin” diyerek katılır.

Orta Çarşı esnafı duayı ayakta dinler, Demirciler Çarşısı esnafı ise oturarak. Çünkü Orta Çarşı esnafı hafta boyunca dükkânında oturarak alışveriş yapar, demirciler ise ayakta demir döver; Ahilik geleneğinde dua sırasında yer değiştirmek, birbirinin hâlini anlamanın ve saygının göstergesi sayılır. Her hafta hayırseverler dua edenlere dilim dilim hayır ekmeği ve katık ikram eder.

Çarşıdan çarşıya küçük farklarla okunan dua, eûzü besmele ve salavatla başlar; Peygamber Efendimiz ve ailesi, dört halife ve ashap, Ahi Evran ve meslek pirlerinin ruhları için Fâtiha okunarak tamamlanır.

Duanın Mudurnu için bir anlamı daha vardır: kasabada yeni bir dükkân açacak olan, açılışını mutlaka cuma duasından sonra yapar. Dua bitince açılış duyurulur; cemaat dükkânın önüne gider ve orada, bereketli olması ve hayırlı kazanç getirmesi için hep birlikte dua edilir.

Perde önünde oturan, işlemeli sarıklı ve ak sakallı yaşlı bir adam; ceketinin altında yelek, belinde kuşak var, elleri dizlerinde.
Mudurnu, 20. yüzyılın ilk yarısı. Cam negatiften.
Duanın metni

Eûzü billâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi rabbil âlemîn, vessalâtü vesselâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Sübhâne rabbiyel aliyyil a’lel vehhâb. İftah lenâ hayrel bâb. Allâhümme rabbenaftah bil hayr, vahtim bil hayr, vec’al âkıbete umûrinâ bil hayr, teveffenâ müslimen ve elhıknâ bis-sâlihîn.

Hazret-i Rasûl-i Ekrem, Nebiyy-i Muhterem, Mürşid-i Âlem, sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin pâk, münevver, mutahhar, mücellâ, azîz, latîf ruh-i şerifleri için; âl ve ashâbı için; çâr-yâr-i güzîn, rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn hazerâtının ervâhı için; pîr-i pîrân pîrimiz Ahi Evran, Muhammed Yâr-ı Ekber Yemenî, Pîr-i Fenâdat, Selmân-ı Pâk, Cömerd-i Kassâb, İdris Nebi, Dâvud Nebi, Şeyh Şâzelî, Zeynel Âbidîn, Yemen Akdaru Veli ve cümle gelmiş pîrler ve üstadlar ervâhı için;

bâkide kalan üstadların selâmeti için; vakt-i salâh, yevm-i Cuma mübarek olması için; işler güçler âsân olması için; garipler ve mazlumlar ervâhı için; cumhûr-i müslimînin sıhhat ve selâmeti için. Hastalara şifâ, dertlilere devâ, borçlulara edâ, esir ve mahpus olanlara hayırlı halâs, vâdesi tamam olanlara iman ve Kur’an nasip eyle yâ Rabbî.

Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed, salâten tüncînâ bihâ min cemîil ehvâli vel âfât, ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât, ve tutahhirunâ bihâ min cemîis seyyiât, ve terfeunâ bihâ a’lad derecât, ve tübelliğunâ bihâ aksal gâyât min cemîil hayrâti fil hayâti ve ba’del memât. Bi rahmetike yâ erhamerrâhimîn.

Cumamızın mübarek olması için; dağıtılan hayır sahiplerinin âhirete intikal eden bilcümle mevtâlarının ruhları için; uzaktan ve yakından duamıza gelip el açıp âmin diyen cemaatimizin de âhirete intikal eden bilcümle mevtâlarının ruhları için; Habîbullah’ın ruhu için, Allah rızası için, el-Fâtiha.

Metin, Mudurnu Ahiler Müzesi’nde sergilenen okunuşa dayanır; yazımı okunaklı olsun diye sadeleştirilmiştir.

Meslek pirleri

Ahilik geleneğinde her mesleğin bir piri olduğuna inanılırdı. Çoğu peygamberlerden, sahabeden, evliyadan ya da dinî ve toplumsal kimliğiyle öne çıkmış tarihî şahsiyetlerden olan pirler, mesleğin koruyucu ruhu gibi görülür; bolluk ve bereket dileklerinde adları anılırdı.

İşe başlarken mesleğin pirini saygıyla anmak, uyulması gereken kuralların başında gelirdi. Böylece iktisadi hayat, manevi bir denetim ve himaye altında, Ahilik çerçevesinde düzene konmuş olurdu.

Gelenekte adı meslekle birlikte anılan pirler

Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik

Hz. Muhammed (s.a.)
Tüccarlar ve bütün esnaf
Hz. Âdem (a.s.)
Çiftçiler ve aşçılar — Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik
Hz. Nuh (a.s.)
Marangozlar ve dülgerler
Hz. İdris (a.s.)
Terziler, hattatlar ve yazıcılar — Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik
Hz. Hûd (a.s.)
Tüccarlar
Hz. Şit (a.s.)
Hallaçlar ve çömlekçiler
Hz. İbrahim (a.s.)
Sütçüler ve dülgerler
Hz. Musa (a.s.)
Çobanlar
Hz. Salih (a.s.)
Deveciler ve kervancılar
Hz. İsmail (a.s.)
Avcılar
Hz. İshak (a.s.)
Çobanlar
Hz. Yusuf (a.s.)
Saatçiler
Hz. Zülkifl (a.s.)
Fırıncılar ve ekmekçiler
Hz. Üzeyir (a.s.)
Bağcılar ve bahçıvanlar
Hz. Lut (a.s.)
Tarihçiler
Hz. İlyas (a.s.)
Dokumacılar ve çulhacılar
Hz. Yunus (a.s.)
Balıkçılar
Hz. Davut (a.s.)
Demirciler ve zırhçılar
Hz. İsa (a.s.)
Seyyahlar
Hz. Lokman (a.s.)
Hekimler
Hz. Hızır (a.s.)
Değirmenciler
Sa’d bin Ebû Vakkas (r.a.)
Okçular
Selmân-ı Fârisî (r.a.)
Berberler
Selmân-ı Kûfî (r.a.)
Sakalar
Selmân-ı Pâk (r.a.)
Hamamcılar
Bilâl-i Habeşî (r.a.)
Müezzinler
Ahi Evran (k.s.)
Debbağlar ve dericiler
Şeyh Şâzelî (k.s.)
Kahveciler — Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik
Hasan Basrî (k.s.)
Ayakkabıcılar, helvacılar, şekerciler ve aşçılar — Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik
Hallâc-ı Mansûr (k.s.)
Keçeciler
Ahmet Zemcerî (k.s.)
Sobacılar, kalaycılar ve tenekeciler
Nakkaşıveli (k.s.)
Keçeciler, basmacılar ve boyacılar
Aktârıveli (k.s.)
Saraçlar
Mehmet Ekber Yemânî (k.s.)
Yemeniciler — Bu dükkânda süren zanaatlar: yemenicilik, terzilik, aşçılık ve kahvecilik
Neccâr (k.s.)
Dülgerler
Akyusuf Abâyi’l-Gaffâr (k.s.)
Semerciler
Mansur İbn Kâsım-ı Bağdâdî (k.s.)
Hancılar

Pîr çivisi

Geleneğe göre bir meslek grubunun başındaki ilk ve en eski usta loncayı yönetir, esnafı belli kurallar içinde tutardı. Bir esnaf işinde hile yaparsa, “pîr çivisi” denen çiviyi onun kapısına çakar ve dükkânı mühürlemiş olurdu. Hile yapanın, mesleğin piri tarafından manevi olarak cezalandırılacağına inanılırdı.

Pabucu dama atılmak

Bu uygulamalardan biri de “pabucu dama atılmak” deyiminin çıkış hikâyesidir: hile yapan esnafın pabucu, herkes görsün diye damın üstüne atılarak cezalandırılırdı.

1333–34

Bir seyyah Mudurnu’da

1304’te Fas’ın Tanca şehrinde doğan İbn Battuta, çeyrek yüzyıl süren yolculuklarında Mısır’dan Çin’e, Endülüs’ten Doğu Afrika’ya uzanan toprakları dolaştı. 1333–34 kışında Geyve’den Mudurnu’ya giderken karlı dağlarda yolunu kaybetti, geceyi bir derviş tekkesinde geçirdi; ertesi gün cuma namazı vaktinde Mudurnu’ya varıp bir Ahi zaviyesine indi.

Ahileri anlatırken şöyle der: Memleketlerine gelen yabancıyı karşılar, bütün ihtiyaçlarını görür, haksızlığın önüne geçerler; dünyanın hiçbir yerinde eşlerine rastlamak mümkün değildir.

Hikâyenin tamamı Seyyah Rotası’nda

Emeğe, ustaya ve misafire duyulan bu hürmet, bugün 7 Kapı’nın sofrasında sürüyor.

Kaynak: Mudurnu Ahiler Müzesi sergi metinleri. Tarihler ve özel adların yazımı genel kaynaklarla karşılaştırılarak düzeltilmiştir.

Sofranız hazır olsun

Hafta sonları ve bayramlarda çarşı kalabalık olur. Gelmeden önce masanızı ayırtın, biz de sizi bekleyelim.

Başa dön